EMİNE SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU’NUN
“GÖKYURD’UM KERKÜK’ÜM” ŞİİRİNİ TAHLİL
Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi,
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Doktora Öğrencisi
Haydar Dakuklu
Küçük çocukların gözlerinde
Kanla yazılmış bir şiirdir bu
Kirpiklerinde sarhoş gözyaşları ve sen korkuyorsun
Hayatın acımasız kapısından bir yudum barut içiyorsun
Bilir misin küçüğüm
Bu şiiri binlerce yıl kan kokulu eller yazdı
Tarihin yanılmaz vicdanında
Kardeş kardeşi öldürmezdi oysaki
Kavganın sebebini unutmadık biz
Unutmadık kelimelerle öldürülen sevgileri
Kan kokulu ellerin yazdırdığı bu şiiri
Düşler sürgünüydü aslında hepsi
Vücudunda sigara söndürülen
Tüm kemikleri kırılıp kafa derileri yüzülen
Sonrasında ağaçtan kazıklarla öldürülen
Kırık bir şiirin kahramanları kaldı gözlerimde
Avucumda minik menekşeler büyüyor sessiz sedasız
Bir zamanlar çocuktuk barıştık mutluluktuk biz
Yorulmaz savaşçılardık büyük adamlar gibi
Bu şiiri kanla yazdıranlar utansın şimdi
Geleceği silahlar gölgesinde saklı kalmış çocuklar
Şehitler, kadınlar, kardeşler ve analar
Sizin dünyanızda yer almasın zamansız ağlayışlar
Ve bu ağlayışları utansın yeni fark edenler
Gözyaşlarımı hapsediyorum Gökyurd’um Kerkük’üme
Sessizce yol alıyorum küçük çocukların bedenine
Bayraklar kaldırıyorum barış adına dostluk adına
Gökyurd’um Kerkük’üme selam olsun benden yana.
06.11.2007 / Ankara
(Düşler Sokağı, Ürün Yayınları, Ankara 2008, s.81.82)
Konu: Kerkük Katliamı
İzlek: Kerkük’te yaşayan Türkmenler geçmişten bugüne birçok katliama maruz kalmışlardır. Bu coğrafyada vuku bulan katliamların en büyük sebebi, toprakları kendi çıkarları doğrultusunda sınırlarla bölen ve insanları ırk, ten rengi ve kafatasına göre ayıran emperyalist ve aç gözlü Batı’dır. Ancak Batı her zaman zulüm ve katliamları bölgedeki işbirlikçilerinin elleriyle yapmıştır. Oysaki bölgenin sahip olduğu tarihî, insanî ve dinî değerler, kardeşçe aynı toprağı paylaşan insanların kendi aralarında savaşmalarını yasaklamıştır. Özellikle kardeşliği ve barışı savunan insanlara karşı hiçbir şekilde zulüm yapılmamalıdır. Lakin bütün bu yasaklara rağmen hain eller, geçmişte olduğu gibi bugün de barışı, kardeşliği ve Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan Türkmenlere uzanmaktadır.
Düşünce: Şiir, düşünce yönünden ideolojik bir şiirdir. Şaire, belli bir siyasi uygulama biçimini ve belli bir düzeni eleştirirken bunun karşısında çözüm olarak kendi ideolojik yaklaşımını sergiliyor. Söz konusu çözüm, bölgede Batı’nın çıkarlarına hizmet eden kinci ve bölücü bir dünya görüşü yerine, bu topraklarda kardeşçe yaşamayı sağlayan, barışı ve kardeşliği savunan barışçıl dünya görüşünü benimsemektir.
Olay: Bu şiir manzum hikâye değil, saf bir şiirdir. Yüzey yapıda değinmelik olay unsuru, tarih boyunca Irak Türklerine karşı uygulanan zulüm ve katliamlar toplumun o kadar derinliklerine inmiş ki bunları masum ve küçük çocukların gözlerinde de görmek mümkündür. Şiirde özellikle 1959 yılında Kerkük’te Türkmenlere karşı yapılan katliamdan parçalar verilerek derin yapıda barış ve vatanseverliğin bedelini geçmişten bugüne kadar kanlarıyla ödeyen Türkmenlerin acı ve ümitleri sezdirilmiştir.
Varlık: Şiirde öne çıkan bir varlık anlayışı olmadığı için metindeki “şiir, kanlı eller ve bayraklar” gibi varlıklara sezgici/idealist düşünce açısından yaklaşılmıştır. Örneğin metnin ilk beş dörtlüğünde vurgulanarak tekrarlanan “şiir” sözcüğü, kendine özgül anlamıyla değil, şairin duygu ve düşüncelerine göre anlam kazanmıştır. Metinde söz konusu kelimeye, Türkmenlere karşı yapılan zulmü dile getiren, hatırlatan ve bu zulümleri gözlerde canlandıran gibi anlamlar yüklenmiştir.
Duygu: ilk bakışta metnin tamamına bir acıma duygusu hâkimdir. Ancak metindeki bu duygu bildiğimiz acıma duygusundan farklı olarak bünyesinde mücadele, başkaldırış, irade, iftihar, ümit gibi duyguları taşıyan bir acıma duygusudur. Yani metinde pasif bir acıma duygusu yerine haksızlıklara başkaldırıp hak yolunda dökülen kanlarla iftihar eden ve haksızlıklara karşı büyük bir azim ve kararlılıkla mücadele ederek halin değiştirilmesi ümidini taşıyan bir duygudur.
Görüntü:
a. Nesnel Görüntü: Şiirin tamamında olmasa da dördüncü dörtlükte nesnel görüntüyü görmek mümkündür. Metnin dördüncü dörtlüğünde, 1959 Kerkük Katliamı’nda Türkmen kahramanlarının şehit edilmeden önce zalim ve Batı işbirlikçileri tarafından gördükleri işkenceler büyük bir çıplaklıkla gözler önüne serilmiş. Bunun yanı sıra dörtlükte söz edilen kahramanların ölüm sahneleri de açık bir şekilde tasvir edilmiştir.
b. Öznel Görüntü: Şiirde, öznel/resimsel görüntüler hâkimdir. Metindeki görüntülerin çoğu dış dünyada olduğu gibi değil, şaire ruhunda hissedip tasvir ettiği resimsel görüntülerden ibarettir. Örneğin şaire Kerkük’te Türkmenlere karşı yapılan katliamı, küçük çocukların gözlerine kan kokulu ellerin kanla yazdırdığı bir şiir olarak nitelemesi ruhunda uyandırılan manzaranın tasviridir.
c. Soyut Görüntü / Simge ve İmgeler Dünyası:
“Küçük çocukların gözlerinde / Kanla yazılmış bir şiirdir bu”:
Bu mısralarda “şiir” sözcüğünün ön planda olması dikkat çekmektedir. Zira bu sözcük metnin tamamında vurgulanarak ön planda tutulmuştur. Daha açık bir ifadeyle söz konusu sözcük şiirin temel direğini temsil etmektedir. Burada “şiir” kelimesi birden fazla anlamı çağrıştıran bir simge olarak kullanılmıştır. “Şiir”, güzellik ve zenginlik gibi anlamları içinde barındıran bir sözcüktür. Dolayısıyla bir anlamda Kerkük şehrinin tabii güzelliği ve kültürel zenginliğinin şiire benzetilmesinden söz edilebilir. Fakat bu şiirin kanla yazılmış olması yeni benzetme ve anlamlara gebe olmasına neden olmuştur. Çünkü “kan” sözcüğü şiirdeki güzellik, mutluluk ve huzur gibi anlamların aksine savaş, korku ve ölüm gibi anlamları çağrıştıran bir sözcüktür. İşte şaire, zıtların birleşimiyle Kerkük Katliamı’nı çağrıştıran etkileyici ve anlam zenginliğine sahip bir ifade (somut görüntü) ortaya koymuştur. Yani metindeki “şiir” sözcüğü Kerkük’ü çağrıştırırken “kan” sözcüğü de Kerkük’te Türkmenlere karşı yapılan katliama işaret etmektedir (çağrıştırmaktadır). Matematiksel bir denklemle “kanla yazılmış bir şiir”= “ Kerkük Katliamı”. Nitekim bu Türkmen şehrinin sınırlarının yeniden çizildiği Birinci Dünya savaşı’ndan bugüne kadar birçok katliama maruz kalmıştır. Bir başka deyişle, güzellikleriyle şiire benzeyen bu şehrin sınırları Türkmenlerin dökülen kanlarıyla çizilmiş ve bu şehirde Türkmenlere karşı yapılan zulüm ve katliamları masum ve küçük çocukların bile korkulu gözlerinde görmek mümkündür. Bu mısralardan çıkarabileceğimiz bir başka anlam ise, hak yolunda yılmadan mücadele eden Türkmenler, toprak, dava, adalet, hak gibi insani ve millî değerler uğruna döktükleri kanlarla bu şehirde şiire benzeyen bir kahramanlık destanı yazdılar. Bu mücadele azmini şehirdeki küçük çocukların bile gözlerinde görmek mümkündür.
“Kirpiklerinde sarhoş gözyaşları ve sen korkuyorsun”:
Bu dize de, iki farklı anlam içermektedir. Birinci anlam, bu şehirde yaşayan çocukların kirpiklerindeki kararsız ve yorgun gözyaşları insana korku ve endişe vermektedir.
İkinci anlam ise, büyüklerin, yani senin bile gözlerini yaşartıp korkutan savaş manzaraları karşısında şehrin çocukları büyük bir sebat ve mücadele gücü göstermektedir.
Bu dizede şaire insanî bir özellik olan sarhoşluğu gözyaşlarına vererek (atfederek) teşhis sanatı yapmıştır. Ayrıca dizede “sarhoş” sözcüğü kendine özgü düz anlamdan çok yorgunluk ve sendelemek anlamlarını çağrıştırmaktadır.
“Hayatın acımasız kapısından bir yudum barut içiyorsun”:
Buradaki imge soyut bir kavramın somut varlıklara ait özellikleri yüklenmesiyle ortaya çıkmıştır. Zira şaire soyut bir kavram olan “hayat” sözcüğünü “kapı” kelimesiyle tamlama yaparak hayatla ev, oda, apartman, kafes, sur… vb gibi somut varlıklar arasında benzerlik kurmuştur. Bunun yanı sıra şaire, kapıya da insana ait bir nitelik olan acımasızlık sıfatını vererek teşhis sanatı yapmıştır. Yani bu şehirde, insanoğlu hayatın savaşlara ve merhametsizliğe açılan kapısıyla karşılaşıp acı çekmektedir. Ayrıca dizedeki “barut” sözcüğü savaşın yarattığı olumsuz şartların simgesidir.
“Bilir misin küçüğüm / Bu şiiri binlerce yıl önce kan kokulu eller yazdı”:
Burada tevriye sanatı vardır. Çünkü “eller” sözcüğü yakın ve uzak olmak üzere iki anlama işaret etmektedir. Yakın anlamda insan vücudunun bir parçası olan organ kastedilmiş. Yani bu dehşete neden olanların elleri kan kokmaktadır. Çünkü bu eller, bugün yaptıkları gibi daha önce de masum insanları katletmiş. Uzak anlamda ise, şaire bu sözcükle yabancılar ve Ortadoğu kültüründen olmayanlara işaret etmiştir. Daha açık bir ifadeyle, burada “eller” Ortadoğu insanına ve kültürüne yabancı olan sömürgeci ve emperyalist Batı’yı çağrıştırmaktadır. Zira Haçlı Seferleri’nden bugüne kadar Asya’da vuku bulan bütün savaşlarda emperyalist Batı’nın kirli ve kan kokulu eli vardır. Şaire, Batının kin ve nefretinin çok eskiye dayandığını belirtmek için kesretten kinaye olarak “binlerce yıl önce” ifadesini kullanmıştır.
“Tarihin yanılmaz vicdanında / Kardeş kardeşi öldürmezdi oysaki”:
Masum insanların öldürülmesine karşı koymak, insanlığın dünyadaki ilk gününden itibaren bütün dünyaca savunulan evrensel bir değerdir. Bu değeri, yaşadığımız dünyanın bir parçası olan Batı’da geçmişte olduğu gibi bugün de savunmaktadır. Ancak Batı’nın bu değerleri savunma şekli herkesten farklıdır. Çünkü Batı bu insanî değerleri kendi emperyalist çıkarlarına göre uyarlamış ve Haçlı Seferleri’nden bugüne kadar bu değerleri işgal sloganı haline getirmişlerdir. Bir ülkeyi işgal etmek istiyorlarsa, o ülkeye barış, insan hakları, özgürlük, demokrasi ve medeniyet vaadiyle yola koyulurlar. Fakat işgal ettikleri ülkeye herhangi bir değer götürmekten ziyade, o ülkenin bütün servetini sömürüp milyonlarca insanı katlederler. İşte şaire de, tarihin ilk günlerinden beri kardeşlik ve barış gibi insani sloganlarla yola çıkıp vahşet yaratanlara karşı tavrını koymaktadır.
“Kavganın sebebini unutmadık biz”:
Burada “biz” zamiri şairenin mensup olduğu Türk milletine işaret etmektedir. Geçmişten bugüne süregelen savaşların kaynağı aynıdır. Batının kinciliği ve aç gözlülüğü geçmişte olduğu gibi bugün de savaşlara neden olmaktadır. Yani Kerkük’te yaşayan Türkler, bu savaş ve katliamların nedeninin sahip oldukları yeraltı zenginlikleri olduğunu bilmektedirler.
“ Unutmadık kelimelerde öldürülen sevgileri / Kan kokulu ellerin yazdırdığı bu şiiri”:
Burada hem “sevgi” hem de “şiir” sözcükleri birer simge olarak kullanılmıştır. “Sevgi” Batı’nın sloganlarında vaat edilen olumlu hayat şartlarını temsil ederken; “şiir” sözcüğü de yukarıdaki dizelerde işaret ettiğimiz gibi Kerkük’te yapılan katliamın bir simgesi olarak kullanılmıştır. Burada karşıtlıklar üzerine kurulmuş bir imge vardır. O da, masum insanların, sevgi ve kardeşlik bayrakları taşıyanlar tarafından katledilmesidir. Bir başka ifadeyle, Batı’nın daha önce de sevgi ve güzel hayat vaadiyle gelip katliamlar yaptığını Türkmen toplumu unutmamıştır. Dolayısıyla sevgi, barış, hürriyet… vb kelimeler anlamını yitirmiştir.
“Düşler sürgünüydü aslında hepsi”:
“Düşler sürgünü” hayallerin gerçekleşmemesi anlamını çağrıştıran bir ifadedir. Bu dizede halkın hayal kırıklığı açık bir şekilde ifade edilerek bundan önceki iki dizede çizilen tabloyu pekiştirmiştir. Türkmen halkı huzurlu ve sevgi dolu bir hayatı ümit ederken kendilerini barış ve hürriyet resulleri ilan edenler tarafından haksızlığa uğradıklarında halkın bütün hayali, ümidi ve onlara inancı yok olmuştur.
“Vücudunda sigara söndürülen / Tüm kemikleri kırılıp kafa derileri yüzülen / Sonrasında ağaçtan kazıklarla öldürülen”:
Bu mısralar tamamen bir işkence ve katliam sahnesinin tasviridir. Görüntü özellikle 1959 Kerkük Katliamı’na mahsustur. Çizilen tablo katliamın bir kesitini yansıtmakla birlikte tamamen nesnel bir görüntüdür. Katliamın hakiki görüntüsü daha korkunç ve daha dehşet vericidir. 14 Temmuz 1959 günü Irak’ta cumhuriyet ilanının birinci yıldönümünü kutlamak için sokağa çıkan Kerkük Türkleri, Komünizm yanlısı Abdülkerim Kasım ile Kerkük petrol yataklarını kendi bölgelerine ilhak etmek isteyen Kürt liderleri arasındaki hain anlaşma ve hain katliam planından habersizdiler. Günlerdir hazırlıkları yapılan kutlamalara çocuk, kadın, genç, yaşlı herkes katılmıştı. İşte hainler bu savunmasız insanlara saldırdılar. Bununla da yetinmeyip daha sonra yüzlerce Türkü tutukladılar. Bir kısmını barakalara doldurarak, süngü ve dipçiklerle katlettiler. Bazı Türk liderleri, ailelerinin gözleri önünde şehit edildiler. Daha sonra ayaklarına ipler takılarak, motorlu araçlarla cesetleri sokak sokak sürüklediler. Bazı Türk evladı da tutuklandıktan sonra, ayağına ayrı ipler takılarak, ters yönde hareket eden iki ayrı araca bağlandı ve böylece iki parçaya ayrıldı. Bazılarının cesetleri sokak sokak sürüklendikten sonra, üzerlerinden kamyon ve traktörler geçirildi.
Daha sonra adları tespit edilen diğer Türk aydınları da, sırasıyla evlerinden alındı ve aynı akıbete maruz kaldı. Nitekim daha önce komünistler, Kasım’a 400 Türk aydının ismini içeren bir liste vermiş ve bunların ortadan kaldırılmasını istemişler. Gözü dönmüş caniler bu aydınların kimilerini diri diri toprağa gömdüler. Kimilerini elektrik direklerine astılar ve kızgın güneş altında bıraktılar. Kimilerinin gözlerini oydular. Bu dehşeti gören bazı kişiler aklını kaybederek çıldırdı. Korku ve dehşet yüzünden bazı hamile kadınlar çocuklarını düşürdü. Hastaneler Türkmen yaralılarla doldu.
“Kırık bir şiirin kahramanları kaldı gözlerimde”:
Burada somut bir varlığın başka bir somut varlıkla temsil edilmesi söz konusudur. Şaire, Kerkük’te yapılan katliamı “ kırık bir şiir” simgesiyle dile getirmiştir. Ayrıca “gözlerimde” sözcüğü mecaz anlamda hatıra ve hafızadaki katliam görüntülerini ifade etmek için kullanılmıştır. Yani o katliamda öldürülen kahramanların görüntüleri, benim ve milletimin hafızasına hiç silinmeyecek bir şekilde kazıldı.
“Avucumda minik menekşeler büyüyor sessiz sedasız”:
Bu dize metnin bir dönüm noktası olarak görülebilir. Çünkü ilk dizeden itibaren çizilen umutsuz ve karamsar tablo bu dizeyle birlikte yerini ümitli ve iyimser bir tabloya bırakmıştır. Nitekim burada “minik menekşeler” Kerkük Türklerinin kötülüklerden kurtulma ümit ve isteklerini temsil eden bir simgedir. Yani bugünkü tablo ne kadar karanlık olursa olsun biz, barış ve insanlık namına çalışarak bu durumdan kurtulma ümidi ve azmini içimizde yavaş yavaş büyütmekteyiz.
“ Bir zamanlar çocuktuk barıştık mutluluktuk biz / Yorulmaz savaşçılardık büyük adamlar gibi”:
Bu dizeler, diğerlerinden farklı olarak okuyucuya hem farklı bir sahne hem de, farklı bir zaman yaşatmaktadır. Söz konusu farklılıklar okuyucuyu dünle (toplumun geçmişteki hâli) bugün (toplumun bugün içinde bulunduğu durum) arasında kıyaslama yapmaya davet etmektedir. Bu kıyaslamayla okuyucu kanlı ellerin yaptığı ve yaptırdığı katliamlardan sonra toplumun ne hale geldiğine şahit olur. Bir başka ifadeyle, şaire sevgi ve kardeşlik bağları üzerine kurulan Türkmen toplumunun geçmişteki huzurlu ve mesut halini dile getirerek hem kanlı ellerin yabaniliğini hem o ellerle bugün toplumun ne hale geldiğini hem de bugünkü durumun vahşetini sezdirmektedir. Burada “büyük adamlar ve savaşçılar” gücü ve mücadele azmini temsil ettiği gibi “çocuktuk” sözcüğü de temizliği ve masumiyeti simgelemektedir.
“Bu şiiri kanla yazdıranlar utansın şimdi”:
Bu dize iki farklı şekilde yorumlanabilir. Zira dizenin sonundaki “şimdi” sözcüğü birden fazla anlam çağrıştırmaktadır. Birinci anlam, geçmişte yabancılarla işbirliği yapıp aynı toprakta yaşadıkları insanlara karşı katliamlar ve zulüm uygulayan işbirlikçiler bugün hakikati görüp utanmaktadırlar. Çünkü onlar yabancılar tarafından kullanılıp dışlandıktan sonra bugün onları, birkaç sene önce zulüm ettikleri insanlar kucaklamıştır. Burada bir anlamda Kerkük’te çevrelerinde yaşayan Arapların komünist Kasım hükûmetine uyarak Türkmenlere zulüm ettikleri için bu gün utanmaktadırlar.
İkinci anlam ise, toplum huzura kavuşmuşken gelip yeniden iç savaşı ve kargaşayı körükleyen hürriyet, adalet, kardeşlik ve insanlık abidesi olduğunu iddia eden Batılılar utansın.
“ Geleceği silahların gölgesinde saklı kalmış çocuklar / Şehitler, kadınlar, kardeşler ve analar / Sizin dünyanızda yer almasın zamansız ağlayışlar”:
Bu dizeler iki farklı şekilde incelenebilir:
1. İlk iki dize tek bir cümle halinde okunduğu zaman, Irak halkının bugünkü trajik ve belirsiz durumu dile getirilerek savaşın acımasızlığı ve toplumun her kesimi üzerindeki yıkıcılığı vurgulanmıştır.
2. Bu üç dize tek bir cümle halinde okunduğu zaman, evrensel bir mesajın yanı sıra evrensel bir dileği bünyesinde taşımaktadır. O da savaşlardan kaynaklanan bir gelecek belirsizliği bütün dünyayı sarmış. Bu belirsizlik özellikle bugün savaş içinde olan Orta Doğu insanında daha somut bir biçimde görülmektedir. İşte bu savaşların durması ve bugün Irak halkının başına gelenlerin hiç kimsenin başına gelmemesi dileği de bu dizeye yerleştirmiştir. Ayrıca bu dizede bir dua havası da sezilmektedir.
“ Ve bu ağlayışları utansın yeni fark edenler”:
Bu dize genel olarak bütün dünya insanlığına ve özel olarak Türk dünyasına bir sitem mahiyetindedir. Çünkü Irak Türklerinin uğradıkları zulüm ve katliamlar yeni değil, çok eskiden beri süregelmektedir. Eski tarihlere dayanan bu zulümden şimdi haberdar olanlar utansın.
“ Gözyaşlarımı hapsediyorum Gökyurd’um Kerkük’üme”:
Şaire şiirin başlığı olan “Gökyurd’um Kerkük’üm” ifadesini şiirin son dörtlüğünde kullanarak metnin izleğini vurgulamıştır. Ayrıca bu vurguyu söz konusu ifadedeki yazım sapmasından da kolaylıkla tespit edebiliriz. Bu ifade, güzelliklere mesken olan veya uzun bir bekleyişten sonra kavuşulan cenneti çağrıştırmaktadır. Yani şaire, doğduğu yurdu cennete benzetip feryat ve ağlayışlarını oraya tahsis etmektedir.
“ Sessizce yol alıyorum küçük çocukların bedenine”:
Burada “küçük çocukların bedeni” şehrin masumiyetini sezdirmek için mecaz anlamda kullanılan bir ifadedir. Parça söylenerek bütün kastedilmiştir. Yani bir çocuk masumiyetine sahip olan şehrime gidiyorum.
“ Bayraklar kaldırıyorum barış adına dostluk adına”:
Metnin daha önceki dizelerinde sezdirilen barış ve dostluk çağrıları burada açık bir şekilde ifade edilmektedir.
“ Gökyurd’um Kerkük’üme selam olsun benden yana”:
Bu dize, şairenin gurbette olduğunu ortaya koyan ve yazarda memleket özleminin tecelli ettiğini gösteren bir dizedir.
Nazım Şekli: Şiir, mısra kümelenişi bakımından yedi dörtlükten kurulmuş bir nazım şekline sahiptir. Kafiye düzeni bakımından ise karışıktır.
Dil ve Üslup özellikleri:
Dili: Şiir gayet sade, yalın ve anlaşılabilir bir dille yazılmıştır. Şiirin anlamı gereği bazı bağlaçlar (oysaki), zamirler (hepsi, biz) ve edatlar (gibi) mısra sonlarında kullanılmıştır. Bunların dışında herhangi bir dil sapması görülmemektedir. Konuşma dili unsurlarıyla örülmüş sade ve saf bir Türkçe kullanılmıştır.
Üslubu: Şiir zulüm üzerine kurulmuş bir düzeni yerdiği için bütünüyle hiciv üslubu ile yazılmış. Şaire teşbih, tevriye ve mecaz gibi edebî sanatlardan yararlanarak zulüm ve zalimleri hicv edip mevcut olumsuzlukların düzelmesini istemektedir. Bu şiirde tasvirî ve yalın üslubu görmek de mümkündür.
Ahenk Özellikleri: Şiirde güçlü bir ahenk hissedilmiyor. Şaire, ahenk üreten unsurlar üzerine yoğunlaşmaktan ziyade şiirin akışındaki ritme kulak vermiş.
Şiirde, yarım, tam ve zengin kafiye gibi ahenk unsurları görülse de, bu konuda şiirin tamamına hâkim belirli bir düzen görülmemektedir. Şaire kafiye konusunda kendisini serbest çağrışımların akışına bırakmış. Ayrıca ahengin sağlanmasında kelime tekrarlarından büyük ölçüde yaralanılmıştır.
Şiirin vezni: Serbesttir.
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Prf.Dr. Nurullah Çetin tarafından, Haydar Dakuklu’ya Doktora Tezi olarak verilmiştir.
--
Emine SEVİNÇ ÖKSÜZOĞLU
Edebiyat Bilimcisi
Yazar Şair